Pay Sahipleri Sözleşmesinde Tahkim Şartı ve Korporatif Uyuşmazlıkların Tahkime Elverişliliği Sorunu
Giriş
Anonim ortaklık, esas sözleşme çevresinde şekillenen korporatif bir düzen kurar. Ne var ki pay sahipleri, ortaklık içi ilişkilerini, oy kullanma davranışlarını, pay devirlerini ve çıkış senaryolarını çoğu zaman esas sözleşmenin dışında, kendi aralarında akdettikleri bir pay sahipleri sözleşmesiyle düzenlemeyi tercih eder. Bu sözleşmelere sıklıkla, taraflar arasında doğabilecek uyuşmazlıkların devlet yargısı yerine tahkim yoluyla çözülmesini öngören bir tahkim şartı da eklenir.
Bu noktada iki katmanlı bir soru ortaya çıkar: pay sahipleri sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar tahkime elverişli midir; daha genel olarak, şirketler hukukundan kaynaklanan korporatif nitelikteki uyuşmazlıklar hakem önüne götürülebilir mi? Bu çalışma, önce pay sahipleri sözleşmesinin hukuki niteliğini ortaya koymakta, ardından tahkime elverişlilik ölçütü çerçevesinde özellikle genel kurul kararlarının iptali ve şirketin feshi davaları bakımından tartışmayı incelemekte, son olarak Alman hukukundaki paralel tartışmaya (Schiedsfähigkeit) karşılaştırmalı bir bakış sunmaktadır.
I. Pay Sahipleri Sözleşmesinin Kavramı ve Hukuki Niteliği
Pay sahipleri sözleşmesi, bir anonim (veya limited) ortaklığın pay sahiplerinin; ortaklık içi ilişkilerini, oy kullanma davranışlarını, pay devirlerini ve çıkış senaryolarını düzenlemek üzere borçlar hukuku zemininde akdettikleri bir sözleşmedir. Kanunda özel olarak düzenlenmemiş olup, sözleşme özgürlüğüne dayanılarak akdedilen atipik (isimsiz) bir sözleşmedir.1 Her anonim ortaklık zorunlu olarak bir esas sözleşmeye sahiptir; buna karşılık pay sahipleri sözleşmesinin akdedilmesi pay sahiplerinin iradesine bağlıdır.
Sözleşmenin kanunla düzenlenmemiş olmasının bir sonucu şekil serbestisidir. Sözleşme, ortaklığın tüm veya bir kısım pay sahibi arasında yapılabileceği gibi, üçüncü kişiler de tarafı olabilir. Güdülen esaslı amaç, esas sözleşmede yer almayan ya da yer alamayacak hususların taraflar arasında serbestçe belirlenmesidir.
Pay sahipleri sözleşmesi, tek tarafa borç yükleyen ya da iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olarak kurulabileceği gibi, tarafların ortak bir amaca ulaşmak için bir araya geldiği bir ortaklık (adi ortaklık) sözleşmesi biçiminde de ortaya çıkabilir. Uygulamada en sık rastlanan görünüm, tarafların aralarında adi ortaklık niteliği taşıyan bir birliktelik kurmalarıdır.
Tek borç ilkesiyle ilişki
Tek borç ilkesi, anonim ortaklıkta pay sahibinin ortaklığa karşı yegâne yükümlülüğünün, taahhüt ettiği sermaye payını ödemek olduğunu ifade eder (TTK m. 480/1). Pay sahipleri sözleşmesi korporatif bir niteliğe sahip olmadığından bu ilkeye aykırılık oluşturmaz; sözleşmeden doğan yükümlülükler, pay sahibinin ortaklığa karşı borcunu değil, tarafların birbirine karşı borçlarını meydana getirir.
Nispi etki: ortaklığın üçüncü kişi konumu
Pay sahipleri sözleşmesi yalnızca tarafları arasında bağlayıcıdır; üçüncü kişiler veya ortaklık bakımından hak ya da yükümlülük doğurmaz. Ortaklık, sözleşmenin hukuki sonuçları bakımından üçüncü kişi konumunda olup, sözleşme ortaklığa karşı ileri sürülemez. Bu nedenle, örneğin belirli bir kişinin yönetim kurulu üyesi seçilmesini öngören bir oy sözleşmesi ihlal edilse dahi, bu ihlal genel kurul kararının geçerliliğini kendiliğinden etkilemez.
TTK m. 340 ile ilişki
TTK m. 340, esas sözleşmenin ancak kanunun açıkça izin verdiği hâllerde Kanun hükümlerinden sapabileceğini öngörür; bu, "kanuna sıkı bağlılık" (Satzungsstrenge) ilkesi olarak adlandırılır. Baskın görüşe göre pay sahipleri sözleşmesi bu ilkeye tabi değildir; zira o bir esas sözleşme değil, pay sahiplerinin kendi aralarındaki borçlar hukuku sözleşmesidir.2 Bu sayede esas sözleşmeye konulamayacak hükümler (örneğin belirli bir kişiye yönetim kurulu üyeliği taahhüdü) pay sahipleri sözleşmesine konulabilir. Ancak bu serbestinin bir sınırı vardır: sözleşme, emredici hukuk kurallarına, kişilik haklarına ve ortaklığın temel yapısına aykırı olamaz.
II. Sözleşmenin İhlali ve Yaptırımlar
Pay sahipleri sözleşmesinin ihlali hâlinde uygulanacak yaptırımlar borçlar hukuku kaynaklıdır. TTK'da öngörülen özel yaptırımlar ise yalnızca kanunda düzenlenen ihlaller bakımından geçerli olup, ayrı bir borçlar hukuku sözleşmesi niteliğindeki pay sahipleri sözleşmesinin ihlaline uygulanamaz.3 Dolayısıyla ihlal eden taraf, ortaklık hukukuna özgü yaptırımlarla değil, genel borçlar hukuku yaptırımlarıyla karşılaşır.
Bu yaptırımlar başlıca şunlardır: aynen ifa, tazminat, iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde sözleşmeden dönme ve sürekli borç ilişkisi doğuran (adi ortaklık niteliğindeki) sözleşmelerde haklı sebeple fesih.
III. Tahkim ve Tahkim Şartı
Tahkim anlaşması, tarafların aralarında doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkları devlet mahkemeleri yerine hakem ya da hakem kuruluna götürmeyi kabul ettikleri anlaşmadır. Uyuşmazlık sözleşmeden doğabileceği gibi haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden de kaynaklanabilir. Tahkim anlaşması, asıl sözleşmeye eklenen bir tahkim şartı biçiminde veya bağımsız bir sözleşme olarak yapılabilir; iç tahkim bakımından HMK m. 412'de, milletlerarası tahkim bakımından 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) m. 4'te düzenlenmiştir. Pay sahipleri sözleşmelerinde tahkim, tipik olarak sözleşmeye eklenen bir tahkim şartı görünümünde ortaya çıkar.
Tahkime elverişlilik
Tahkime elverişlilik, tahkim anlaşmasının geçerlilik şartlarındandır. HMK m. 408 ile MTK m. 1'e göre, taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradesine tabi olmayan işlerden doğan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir. İflas hukukundan ve aile hukukundan doğan kimi uyuşmazlıkların elverişli sayılmaması da, bunların maddede ismen sayılmasından değil, "iki tarafın iradesine tabi olmayan işler" kategorisine girmesinden kaynaklanır.
IV. Şirketler Hukuku Uyuşmazlıklarında Tahkime Elverişlilik
Şirketler hukukundan doğan uyuşmazlıklar genel olarak (i) pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıklar ile (ii) ortaklık ile pay sahibi arasındaki uyuşmazlıklar biçiminde ikiye ayrılır. Pay sahipleri sözleşmesinden doğan uyuşmazlık birinci gruba girer.
A. Pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıklar
Pay sahipleri arasında —aralarında bir sözleşme bulunsun veya bulunmasın— doğan uyuşmazlıklar, taraf iradesine bağlı olmaları sebebiyle kural olarak tahkime elverişli kabul edilir. Öğretideki hâkim görüş ve Yargıtay uygulaması bu yöndedir.4 Pay sahipleri sözleşmesi borçlar hukuku nitelikli olduğundan, emredici hükümlere aykırılık bulunmadıkça sözleşme özgürlüğü korunur ve bu uyuşmazlıkların hakem önüne götürülmesinde engel yoktur.
B. Korporatif uyuşmazlıklar
Korporatif uyuşmazlıklar, ortaklığın yapı ve işleyişine ilişkin, ortaklık ile pay sahipleri arasındaki uyuşmazlıklar olarak tanımlanır. Bunların tahkime elverişliliği öğretide tartışmalıdır ve elverişliliğin her uyuşmazlık bakımından ayrı değerlendirilmesi gerektiği kabul edilir. Tartışma esas olarak iki dava türü üzerinden yürür: genel kurul kararlarının iptali ve şirketin feshi.
1. Genel kurul kararlarının iptali
Öğretide üç görüş bulunur. Birinci görüşe göre, genel kurul kararlarının iptali davaları taraf iradesine bağlı olmadığından tahkime elverişli değildir. İkinci görüş, kararın konusuna göre ayrım yapar: taraf iradesine bağlı uyuşmazlıklarda elverişlilik kabul edilirken, taraf iradesine bağlı olmayanlarda kabul edilmez. Üçüncü görüş ise istenen yaptırıma göre ayrım yapar; butlanın ve hükümsüzlüğün tespiti davaları taraf iradesine bağlı olmadığından elverişli sayılmaz, buna karşılık iptal davaları taraf iradesine bağlı olduğundan elverişli kabul edilir.5
Yargıtay ise genel kurul kararlarının iptalini taraf iradesine bağlı saymamakta ve tahkime elverişli görmemektedir.6
2. Şirketin feshi
Fesih davaları bakımından da üç görüş vardır. İlk görüş, fesih davalarının taraf iradesinden bağımsız olması sebebiyle elverişli olmadığını savunur. İkinci görüş, fesih sebebinin iradi olup olmamasına göre ayrım yapar ve iradi fesih hâlinde elverişliliği kabul eder. Üçüncü görüş, davanın niteliğine bakılmaksızın fesih davalarını taraf iradesine bağlı ve elverişli sayar.7
Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre fesih davaları taraf iradesinden bağımsız olup tahkime elverişli değildir.8
V. Karşılaştırmalı Hukuk: Alman Hukukunda Schiedsfähigkeit
Ortaklar (genel) kurulu kararlarının iptaline ilişkin uyuşmazlıkların tahkime elverişliliği, Alman hukukunda Schiedsfähigkeit başlığı altında zengin bir içtihatla şekillenmiştir. Federal Mahkeme (BGH), Schiedsfähigkeit I kararında, GmbH ortaklar kurulu kararlarının iptaline ilişkin uyuşmazlıkların ancak açık bir yasal dayanak bulunması hâlinde tahkime elverişli olabileceğini belirterek elverişliliği fiilen sınırlamıştı.9
Dönüm noktası Schiedsfähigkeit II kararıdır. BGH bu kararda, karar sakatlığına ilişkin uyuşmazlıkların (Beschlussmängelstreitigkeiten) belirli usuli güvencelerin sağlanması koşuluyla tahkime elverişli olduğunu kabul etmiştir. Aranan başlıca güvenceler; tüm ortakların tahkim anlaşmasına dâhil edilmesi ve yargılamadan haberdar edilmesi, hakem seçimine katılım imkânının tanınması, aynı konudaki uyuşmazlıkların tek bir hakem kurulu önünde birleştirilmesi ve verilecek kararın tüm ortaklar bakımından hüküm ifade etmesidir.10 Bu ölçütler, Alman Tahkim Kurumu (DIS) tarafından şirketler hukuku uyuşmazlıklarına özgü olarak hazırlanan tamamlayıcı kurallara (DIS-ERGeS) da esas oluşturmuştur.11 Schiedsfähigkeit III kararıyla bu ilkeler şahıs şirketlerine de teşmil edilmiş; Schiedsfähigkeit IV kararıyla ise şahıs şirketlerinin farklı yapısı dikkate alınarak bu yaklaşım yeniden sınırlandırılmıştır.12
Alman hukukunun yaklaşımı, Türk hukukundaki tartışmaya bir karşılaştırma imkânı sunar: elverişlilik sorunu, kararın niteliğinden çok, tüm ortakların hukuki dinlenilme hakkını ve kararın herkes bakımından bağlayıcılığını güvence altına alan usuli bir çerçevenin kurulup kurulamadığı ekseninde ele alınmaktadır.
Sonuç
Pay sahipleri sözleşmesi; esas sözleşmeden bağımsız, borçlar hukuku nitelikli ve yalnızca tarafları bağlayan atipik bir sözleşmedir. Bu niteliği onu tek borç ilkesinin ve TTK m. 340 kaynaklı sınırlamaların dışında tutar. Sözleşmeden doğan uyuşmazlıklar taraf iradesine bağlı olduğundan tahkime elverişlidir; öğretideki hâkim görüş ve Yargıtay uygulaması da bu yöndedir.
Buna karşılık korporatif uyuşmazlıkların elverişliliğinde öğretide görüş birliği yoktur. Yargıtay, hem genel kurul kararlarının iptalini hem de şirketin feshini taraf iradesinden bağımsız sayarak tahkime elverişli görmemektedir. Alman hukukundaki Schiedsfähigkeit içtihadı ise sorunu bir yasak–serbesti ikilemi olarak değil, uygun usuli güvenceler sağlandığında elverişliliğin mümkün olabileceği bir mesele olarak kurgulaması bakımından, Türk hukukundaki tartışma için karşılaştırmalı bir referans oluşturmaktadır.
Seçilmiş Kaynakça
- Ziya Akıncı, Milletlerarası Tahkim, 4. Baskı, Vedat Yayıncılık, İstanbul 2016.
- Ziya Akıncı (haz.), Şirketler Hukuku Uyuşmazlıkları ve Tahkim, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul.
- H. Ercüment Erdem, "Şirketler Hukuku Uyuşmazlıklarında Tahkim", Erdem & Erdem Hukuk Postası, Mayıs 2019.
- Reha Poroy / Ünal Tekinalp / Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku (güncel baskı).
- Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi (güncel baskı).
- "Şirketler Hukukunda Tahkim", İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2023).
- "Şirketler Hukuku İhtilaflarında Tahkim: Rüzgâr Tersine Dönerken", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi (2024).
Dipnotlar
- Pay sahipleri sözleşmesinin atipik (isimsiz) niteliği ve sözleşme özgürlüğüne dayanması hususunda genel olarak bkz. Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku; Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi (ilgili kısımlar; kesin sayfa künyeleri eklenecek). ↩
- TTK m. 340'taki "kanuna sıkı bağlılık" (Satzungsstrenge) ilkesinin pay sahipleri sözleşmesini kapsamadığı yönündeki baskın görüş için bkz. Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku; Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi (sayfa künyeleri eklenecek). ↩
- TTK'da öngörülen özel yaptırımların yalnızca kanuni ihlallere özgü olduğu; pay sahipleri sözleşmesinin ihlalinde ise genel borçlar hukuku yaptırımlarının uygulanacağı yönünde bkz. H. Ercüment Erdem, "Şirketler Hukuku Uyuşmazlıklarında Tahkim", Erdem & Erdem Hukuk Postası, Mayıs 2019; ayrıca yukarıda anılan ortaklıklar hukuku eserleri. ↩
- Pay sahipleri arasındaki (özellikle pay sahipleri sözleşmesinden doğan) uyuşmazlıkların tahkime elverişliliği konusundaki görüş birliği için bkz. Erdem, a.g.e. Destekleyici Yargıtay kararları: Yargıtay 11. HD, 15.02.2010, E. 2008/9429, K. 2010/1648; Yargıtay 11. HD, 04.05.2010, E. 2010/1129, K. 2010/4904. ↩
- Genel kurul kararlarının iptalinde savunulan üç görüş (taraf iradesi / konu ayrımı / yaptırım ayrımı) için bkz. Erdem, a.g.e.; "Şirketler Hukukunda Tahkim", İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2023). Görüşlerin yazar bazında dağılımı için Tolga Ayoğlu'nun şirketler hukuku uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliğine dair çalışması ile Erdem'in ilgili kitap bölümüne bakılabilir (kesin künyeler eklenecek). ↩
- Yargıtay 11. HD, 05.12.2012, E. 2011/13485, K. 2012/19915 (genel kurul kararının iptaline dair uyuşmazlığın taraflar arasında anlaşma ile çözümlenemeyeceği gerekçesiyle tahkime elverişsiz sayılmıştır). ↩
- Şirketin feshinde savunulan üç görüş için bkz. Erdem, a.g.e.; "Şirketler Hukuku İhtilaflarında Tahkim: Rüzgâr Tersine Dönerken", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi (2024). ↩
- Yargıtay 11. HD, 09.04.2014, E. 2014/141, K. 2014/6951 (anonim şirketin feshine ilişkin uyuşmazlığın taraf iradesine bağlı olmadığı; TTK m. 530-531'in yetkili kıldığı mahkeme hükümleriyle tahkimin bağdaşmadığı gerekçesiyle tahkime elverişsiz sayılmıştır). ↩
- BGH, Urteil vom 29.03.1996 – II ZR 124/95, BGHZ 132, 278 (Schiedsfähigkeit I). ↩
- BGH, Urteil vom 06.04.2009 – II ZR 255/08, BGHZ 180, 221 (Schiedsfähigkeit II). ↩
- Deutsche Institution für Schiedsgerichtsbarkeit (DIS), Ergänzende Regeln für gesellschaftsrechtliche Streitigkeiten (DIS-ERGeS), 2009. ↩
- BGH, Beschluss vom 06.04.2017 – I ZB 23/16 (Schiedsfähigkeit III); BGH, Beschluss vom 23.09.2021 – I ZB 13/21 (Schiedsfähigkeit IV). ↩